18/5/2008 · Kategori: siirler
özledim seni...
ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir.
beynimi uyuşturuyor özlemin...
çok sık birlikte olmasak bile
benimle olduğunu bilmenin
bunca zamandır içimi ısıttığını
yeni yeni anlıyorum
Yokluğun,
Hatırladıkça yüreğime saplanan bir sizi olmaktan çıkıp
mütemadiyen bir boşluğa
Sabahları seni okşayarak başlamaları
aksamları her isi bir kenara koyup
seninle baş başa konuşmaları özlüyorum;
oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi,
sevimli haşarılığını,
çocuksu küskünlüğünü...
Nasılda serttin başkalarına karşı
beni savunurken;
ve ne kadar yumuşak
bir çift kısık gözle kendini
ellerimin okşayışına bırakırken
Gitmeni asla istemediğim halde
buna mecbur olduğunu görmek
ve sana bunları söylemeden
'git artık' demek
'beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk
kavuşacaksın mutluluğa'
demek sana nede zor
seni görmemek ve belki yıllar sonra
karsılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden...
yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek....
Kalıcı Bağlantı
Yorum (3)
Yorum yaz!
13/1/2007 · Kategori: siirler
Bilerek mi yanına almadın giderken
başının yastıkta bıraktığı çukuru
Güveniyordum oysa ben sevgimize
vapur iskelesi ya da tren istasyonundaki saatin doğruluğu kadar
Beni senin gibi bir de annem terketmişti ki
göbeğimde durur
onun yokluğundan bana kalan çukur
Sunay AKIN
Kalıcı Bağlantı
Yorum (3)
Yorum yaz!
21/12/2006 · Kategori: siirler
bir gecedir sana doğru senden,
geçen yasadıgındır, yasarken anlamadan
kalan bir gercektır belki
bir iğne gibi kaybolan, bir bardak gibi kırılan
gelen sanki beklediğindir
ve giden
en tatlı, en sıcak,en kocaman
ÖZDEMİR ASAF
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
20/12/2006 · Kategori: siirler
ne ayrılıklar
ne asklar
ne baslangıclar
yanı
cok zor gunler gecırdım vaktıyle
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!
15/12/2006 · Kategori: siirler
Bir yalnızlık büyütürdüm saksıda kalandı çok eski günlerden bir bana yetsin, hıncımı arttırsın aşkımı pekiştirsin diye sevince. Günüydü, gelip durdu hüznümün önünde gidilmemiş bir saklı deniz sandım. Kıpırdamazdı yapraklar geceyle tüketirdi çiçeği, kuşu sevdiremeyen konyak bana neydi gülmeler, şarkılar otobüs durakları, alandaki kalabalık geldi durdu, alana merhaba dedim. Bir göz bozgundur yerine göre vururdu pencereme rüzgâr, ben hep öyle bir gözdüm çığlığını kendine saklayan. Düş kurmazdım, beklemezdim şurda burda, çiçek demetleri, bisikletler geçmezdi apansız geliverdi sokağıma. Hıncım bana kalsın gayrı sen yalnızlığımı götür. Bana çay demlemeyi öğret elimi yüzümü yıkamayı, ağzıma rakı koydurma. Hıncım bana kalsın diyorum çünki ben bu kenti kendimde büyüttüm bir barbarın vahşi ateşiyle, çünki yapılarının taşında onulmazlığım çünki şarkılar kanımın bedeli. En sevdiğim kelimeler gibisin örneğin öfke gibi hani bir zamanlar dağda ve sokakta açan. Örneğin umut gibi günde, gecede yitip durduğumuz zeytin dalını dal eden. Örneğin aşk gibi denizlerin üzerinde yürüten. Örneğin kavga gibi yüreğimi sıkı, saçlarımı kara tutan kayaları yumuşatan kavga gibi. Denizler benim kadar kıpırdayamaz bak şimdi parklardayım bir çocuğun menevişli gözlerinde. Hüzünleri bırakmanın günü günü çığlığı olmak dünyanın, hüznümü iki kat ediyor ama gecede alnıma dayalı alnın.
Ahmet OKTAY
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
11/12/2006 · Kategori: siirler
Süphesiz ki yaşamı tersten yaşamak daha güzel hatta mükemmel olurdu. Nasıl mı ? Cami'de uyanıyorsunuz. Bir tahta sandık içersinde, herkes karsınızda saf durmuş, iyiliğinize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmiş vaziyette. Tabuttan doğruluyorsunuz,yaslı,olgun ve ağırbaşlı olarak. Herkes etrafınızda,büyük bir itibar,iltifatlar,çocuklar torunlar hepsi hazır. Arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz. Doğar doğmaz devlet size maaş bağlıyor, aylık veya üç ayda bir maaşınızı alıyorsunuz. Ne güzel, hazır maaş, hazır ev... Altmışlı yaslara kadar her şey garanti, huzur içinde yaşıyorsunuz. Sağlığınız gittikçe düzeliyor Kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz. Bir gün çalışmak istiyorsunuz ve ise ilk başladığınız gün size hoşgeldin hediyesi olarak bir plaket ve altın kol saati veriyor patronunuz.. Ve Genel Müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir insan olarak ise başlıyorsunuz. Herkes karsınızda elpençe divan... Vücudunuzda da bazı hoşa giden hareketler de başlıyor gittikçe zayıflıyor forma giriyorsunuz Diğer hormonal Aktiviteler artıyor, fevkalade..... Aman ne güzel günler başlıyor... Derken birgün patron size artik üniversiteye gitsen daha iyi olur diyor. Bu arada Babanız ortaya çıkmış,"fazla çalıştın" diyor "artik eve don,isi bırak,okumaya basla,harçlığın benden olsun..." Keyfe bakar mısınız ? Okuduğunuz dersler gittikçe kolaylaşıyor Ekmek elden su golden bir donem başlıyor. Partiler, Diskotekler, Kızların sayısı artıyor. Derken Anne ve Babanız sizi oturup getirmeye başlıyor, araba kullanma derdi de yok artik... Günün birinde sizi okuldan da alıyorlar, "evde otur, keyfine bak,oyuncaklarınla oyna" diyorlar... Mamanız ağzınıza veriliyor, zaman zaman altınızı bile temizliyorlar, hatta bu durum alışkanlık yaratıyor ve hiç tuvalet kullanmamaya başlıyorsunuz. Derken Anneniz bir gün size süt verme kararını alıyor ve başka bir keyifli dönem başlıyor. Mama artik her yerde, her an ve en taze seklinde hazır. Bir gün karanlık ilik ve sıcak bir ortama giriyorsunuz. Beslenmek için ağzınızı ağmaya dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor sıcacık yumuşacık ! Gürültüsüz ve patırtısız bir ortamda yaşıyorsunuz. Küçülüyor, küçülüyor, ufacık bir hücre halini alıyorsunuz. Veee günün birinde müthiş keyifli bir gece ile hayatiniz bitiyor.... CAN YÜCEL
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
11/12/2006 · Kategori: siirler
Konuğum Ol
Bir akşam konuğum ol
Oturup konusalım biz bize
Anıların çubuğunu yakıp
Uzatalım geceyi biraz.
Geçmişe bir el sallayıp
Yaşanan günleri konusalım
Ve günlerin üstüne çöken
Dumanlı, isli havalardan
Kendimize daha az zaman
Ayırsak da olur geceden
Cünkü boğulabilir insan
Yalnız kendini düsünmekten
Kapağı açılmayan kitaplar
Unutulmuş aşklar gibidir
Kitaplardan söz edelim
Ve onların gizli kalmış
Sessiz tadlarından
Sabaha doğru perdeyi
Aralayıp ufka bakalım
Ve bir çocuk gibi
Hayretle seyredelim
Güneşin kızıllığını
Konuşulmadan kalan
Daha çok şey vardı
Diye düşünerek çıkalım
Güneşle kucaklaşan balkona
Üşütmesin sabah serinliği
Bir bardak demli çay
Burukluğu gibi kalsın
Gecenin ve sabahın tadı
Konuğum ol, oturup
Konuşalım bir akşam
Ve uzatalım geceyi
Sözün çubuğunu yakarak----- Ahmet Telli
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!